Pazartesi, 22 Ocak 2018
.
10
İstanbul
.
chevron_left chevron_right
Asya & Pasifik

Uygur Müslümanları: Dünyadaki en büyük etnik temizliğin kurbanları.

Çin, yıllardır Sincan Uygur Özerk Bölgesindeki 15 milyon Uygur Müslümanı etnik olarak temizlemek için sistematik bir strateji yürütüyor. Sincan Uygur Özerk Bölgesi Çin'in işgali ve kolonizasyonuna alınmadan önce Doğu Türkistan olarak da biliniyordu.

648 Toplam Gösterim
Uygur Müslümanları: Dünyadaki en büyük etnik temizliğin kurbanları.

Ek olarak Çin, Uygur Müslümanlığı hakkındaki anıları veya en ufak bir kanıtı dahi bölge halkının zihinleriden silmeye çalışıyor.

Bu tamamen distopyan rejimlerin yapacağı türden bir kabus veya son yüzyıllarda yapılan en kötü soykırımlar kadar kötü. 1970 ve 80'lerin büyük bölümünde Çin, din ve azınlıkların karşısındaki duruşunu yumuşatmıştı. Fakat bu göreceli yumuşaklık, azınlıklara kendilerinin ekonomik, politik ve dinsel özgürlüklerini açıklama konusunda bir boşluk oluşturdu.

Uygur Müslümanları yeniden bağımsızlık için çağrı yaptıklarında, ki bu statüyü 1940 yılında çok kısa bir süre bağımsız bir devlet olarak tattılar daha sonraları bu devlete Doğu Türkistan Cumhuriyeti dendi ve aynı zamanda Sovyetler tarafından bağımsızlığı tanınan bağımsız bir devlet olarak, Çin batı sınırında büyüyen bu ayrıştırıcı hareketlere karşı 1990'ların sonuna doğru Sincar Özerk Bölgesindeki engellemelerine başladı. Çin'in bu engellemeleri özellikle ABD 2001 yılında teröre karşı savaş ilan ettiği sene giderek daha da vahşileşti.

Çin, Sincar bölgesindeki insanların El-Kaide benzeri yapılara benzerlikler ve Milliyetçi hareketler sergilediklerini söyleyerek dünyaya savaşının meşru olduğunu göstermeye çalıştı. Çin böyle yaparak istediği gibi hareket edecekti ne de olsa Batı bu insanlara "Radikal İslamcı" etiketini takıyordu. Bu aynen İsrail'in başarılı ve sinsi bir şekilde Filistin'in bağımsızlık mücadelesini dünyaya meşrulaştırmak için "İslami Terörizm" yaftasını kullanmasının tıpkısının aynısı. Yani Çin zaten var olan tekeri tekrar icat etmiyor, olanı kullanıyor.

Engelleme olarak başlayan bu hareket, zamanla evrilerek dünyadaki en büyük devlet destekli etnik temizlik operasyonuna dönüştü. Çin Doğu Türkistanda İslam'a dair en ufak bir ifadeyi dahi yasakladı. Çin yine aynı zamanda insanlara zorla inançlarından vazgeçmelerini ve Komünist Devlet'e bağlı olduklarını belirterek yemin etmelerini istiyor. Çin, oradaki insanların birbirlerine karşı selam verirken "Selamun Aleykum" demesini dahi yasakladı. Ayrıca İslami yazıtlar, ki bunlara (Kur'an-ı Kerim de dahil) ve yine aynı zamanda uzun sakallar fazla İslami göründüğü için yasaklandı.

Çin geçtiğimiz yıl "Azınlıkların koyabileceği adlar" adlı bir belge yayımladı. Bu belgeye göre, islam, Medine, Mekke, Hac vb. İslami isimlerin hepsi yasaklandı. Bunlara kısıtlama kurallarının sadece birkaçı. Yeni gelen yasalarla artık Uygur Müslümanları Çin Hükümeti tarafından verilen izleme cihazlarını telefon ve arabalarına yerleştirmek zorundalar. Fakat bebek adları, sakal uzunluğu ve takip cihazları aslında Uygur Müslümanları için çok da dert edilecek şeyler değil. Çünkü işkence, hapis cezaları, devlet destekli cinayetler ve birden ortadan kaybolmalar Sincan Uygur Özerk Bölgesinde yeni bir gerçeklik halinde geldi.

İnsan Hakları gözlemcilerine göre, Çin Hükümeti Sincan Uygur Özerk Bölgesinde yetkililerine nüfusun yarısının "yeniden eğitim" kamplarına gönderilmesini emretti ki bu kamplara zorla çalıştırılma ve dikte edilen doktirinlere uymak için zorunlu gidilmesi gereken yerler de diyebiliriz. Tıpkı Kuzey Kore'nin yaptığı türden. Çin Hükümetinde görevli bir yetkili bir raporda bu iddiaları kabul ederek: "Biz inançlı insanları hedef alıyoruz, mesela genç oldukları halde sakal uzatanlar gibi" dedi.

Bir Uygur Müslümanı ve gazeteci olan Abdugheni Thabit, (ki şu anda kendisi Hollanda'da yaşıyor) ile konuştuğumda bana şu anda halkından 1 milyondan fazla bir nüfusun hapishane kamplarında tutulduğunu söyledi. Steven Zhang, bir Hui Müslümanı, şu anda Houston/Teksas'da ikamet ediyor ve aynı zamanda Çin Hükümetine karısını öldürdüğü için dava açan kişi, ülkesinde son 5 yılda 5 milyondan fazla insanın ya tutuklandığını ya da ortadan kaybolduğunu iddia ediyor. Bu zorla ortadan kaybolmalar özellike son 1-2 yıldır iyice arttı. Çin İnsan Hakları gözlemcilerine göre, en az 26 gazeteci, yazar, blogger ve insan hakları aktivisti ortadan kayboldu.

Uygur Amerikan Derneğinin gözlemlerine göre, tutuklanan kurbanlar öldüresiye işkenceye maruz kalıyorlar bu esnada hiçbir yasal hakları olmuyor, aynı zamanda aileleri ile görüşmeleri de yasak. Ancak bu olayların hepsi uluslararası topluluğun gözünün önünden uzakta gerçekleşiyor ki bunun nedeni Çin Hükümetinin internet ve sosyal medyayı büyük ölçüde kontrol etmesinden kaynaklanıyor. Thabit bana 2009 yılından beri Doğu Türkistanda olan ailesinden haber alamadığını söyledi çünkü Çin Hükümeti bölgedeki bütün iletişim hatlarını da kontrol ediyor. Tek bildiği şey 2014 yılında hala hayatta oldukları.

Çin'de bulunan ABD Çin Kongresi İdari Komitesinin bu ayların başında yayımladığı bir bildiriye göre Sincan Uygur Özerk Bölgesindeki durum son yıllarda daha da kötüleşti. "Siviller hiçbir sebep olmadan dahi alıkonuluyor. Politik eğitim amaçlı zorla eğitim kamplarına götürülüyorlar ve bu uygulamalar hayatın her alanında var, bu uygulamalar bölgede radikalize bir topluluk olmasının önünü açabilir. Bunlara ek olarak bölgedeki insanlar aynı zamanda ekonomik sıkıntılar da çekiyorlar.

Uluslarası arenada geleneksel müttefikleri olan Türkiye ve Pakistan da aynı zamanda Çin'in ekonomik baskısı altına girdiler. Bunlara varlıklı Arap ülkeleri de dahil edilebilir. Eğer Tarih bir rehberse, ve bu insanların sıkıtıntılarına uluslarası topluluk kulaklarını tıkamaya devam ederse, bu zorunlu "tekrar eğitim" ve asimilasyonlar eninde sonunda hüsranla sonuçlanacaktır ve bunun sonucu da oradaki insanların toplu infazından başka bir şeye evrilmeyecektir.

Medium.com / EHA Çeviri | 

Etiketler:
VİDEO GALERİ
Emoji ile tepki ver!
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0 Yorum
  • Yorumu Gönder
  • DAHA FAZLA SONUÇ YÜKLE